Biz Nerde Hata Yapıyoruz?

Şeren Sümeyye Özer 

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz eylül ayında II. Uluslararası Adige Dil Konferansı Ankara’da gerçekleşti. Bu konferansa dokuz farklı ülkeden elli akademisyen ve dil bilimci katıldı. Bu akademisyenlerden biri de Hamburg Etnografya Müze Müdürü Sayın Prof. Dr. Wulf Köpke idi. Bir Alman olmasına rağmen Kafkasya’ya ve Çerkeslere bu kadar ilgili oluşu bizi hayrete düşürdü. Konferansa geliş sebebi kendisinin de müdür olduğu müzede Çerkeslere yönelik bir serginin olacağını duyurmak ve bu sergi hakkında bilgi vermekti. Sayın Köpke ile yapmış olduğum söyleşide onun Kafkasya’ya ve Çerkesler’e ilgi duymasının çok ilginç bir hikayesi olduğunu öğrendim. Kısaca değinecek olursam; Büyükbabası Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’da esir düşüyor ve beş defa ellerinden kaçmayı başarıyor. Her kaçışında da kendisini Almanya’dan daha uzağa, ülkenin biraz daha içlerine götürüyorlar.

En son durağı ise Kafkasya. Zaten buradan bir daha kaçmaya bile teşebbüs etmemiş. Çerkes halkının ona karşı tutumu, misafirperverliği, gelenek ve görenekleri onu o kadar etkilemiş ki ülkesine geri döndüğünde dahi hiçbir zaman Kafkasya kelimesi ağzından düşmemiş. Wulf Köpke’nin de Çerkeslerle ilk tanışması büyükbabası sayesinde bu şekilde olmuş. Bu kısa anektodtan sonra asıl vurgulamak istediğim nokta; Prof. Dr. Wulf Köpke’nin hem konferans sırasında söylediklerinden hem de kendisiyle yaptığım söyleşiden çıkardığım sonuçlardır. Kendisinin bir etnolog ve Çerkes bir arkadaş çevresine sahip olması hasebiyle Kafkas halklarını ve özellikle Çerkesleri daha yakından tanıma ve araştırma fırsatı bulmuş. Çerkeslerin ne kadar eşsiz ve sürgüne rağmen hiç bozulmamış bir kültüre sahip olduğunu ve bunun hem kendisini hem de çalışma arkadaşlarını çok etkilediğini özellikle defalarca vurguladı. Hamburg Etnografya Müze Müdürlüğüne gelmesinin ertesi yılı, Abhaz arkadaşlarının da talebiyle 1993 yılında Abhazya’nın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine bir etkinlik düzenlemişler. O tarihten itibaren de bu tür etkinliklere belli aralıklarla sürekli devam etmişler. En son bundan üç yıl önce Soçi Olimpiyatları ile ilgili özellikle gençlerle bir etkinlik yapmayı planlamaya başlamışlar. Fakat kime gitseler bu fikirlerini kime söyleseler Çerkesler bu konuyla neden ilgileniyorsunuz, bu kimi ilgilendirir ki, dünyada dahi bilinmiyoruz kimin ilgisini çeker bu tür bir etkinlik diye geri bildirim almışlar.

Çerkesleri bu konuda motive eden hep Alman araştırmacılar olmuş. İşte tam da bu noktada kafamda birçok soru işareti oluştu. Biz niye kendimizi önemsemiyoruz? Neden anlatılmaya değerli görmüyoruz? Neden kendimizi her defasında geri çekiyoruz –ki elimize böyle bir fırsatı dahi vermişlerken? Ve daha niceleri... Sanırım hatayı başka yerlerde değil önce kendimizde aramalıyız. Çuvaldızı biraz da kendimize batırmalıyız. Umarım yeterince açıklayıcı olmuşumdur. Saygılarımla...